HAKKIMIZDA ETKİNLİKLER ÜYELİK BASIN ODASI BİLGİ BANKASI KAYNAKLAR KARİYER İLETİŞİM

Sosyal Sorumluluğun Perspektifi Değişiyor

Birçoğumuzun hayatına dokunan Türkiye’nin ve dünyanın önemli markaları, uzun zamandır daha geniş kitlelere ulaşmanın yollarını arıyorlar. Her marka bunun için farklı bir yol izlese de gerçek şu ki; kuşaklar boyu ayakta kalabilen bir marka olmanın ve büyümenin tek yolu değişimden geçiyor.

Şirketlerin, sosyal sorumluluk projeleri ve stratejileri de artık bu değişimin içinde. Toplum için ‘hayırlı bir şeyler’ yapma güdüsüyle gerçekleştirilen bağışlar, artık daha kurumsal yapıda ve bir strateji ekseninde ele alınıyor. Bu dönüşüm sayesinde ‘kurumsal vatandaşlık’ kavramı giderek ön plana çıkarken, sürdürülebilirlik konusu kurumsal sosyal sorumluluk projelerinin odak noktası haline geliyor.

Kurumsal vatandaşlık kavramı şirketlerin, tüzel kişiler olarak gerçek kişiler gibi topluma karşı bazı sorumluluklar taşıdıkları bilincine dayanıyor. Ayrıca şirketlere, içinde bulundukları toplum da görev ve sorumluluklar yüklüyor. Dolayısıyla bugün dünyada 8 bini aşkın şirket, ‘kurumsal vatandaşlık’ kriterlerine uymak amacıyla Birleşmiş Milletler’in (BM) Küresel İlkeler Sözleşmesini (Global Compact) imzalamış bulunuyor. Bu şirketler, sözleşmedeki maddelerle ilgili gelişmeleri her yıl büyük bir gururla kamuoyuna sunuyor.

Bugün, dünya ekonomisinin yaklaşık %90’ı özel sektör tarafından yönetiliyor. Buradan hareketle özel sektörün sürdürülebilir kalkınma yolunda atacağı adımlar büyük öneme sahip bulunuyor. Birleşmiş Milletler’in 2002 yılında belirlediği Binyıl Kalkınma Hedefleri (Millenium Development Goals - MDGs) geçtiğimiz yıla kadar uygulandı. Hedefler için verilen referans tarih olan 1990 yılından bu yana, dünyadaki aşırı yoksulluk oranı %50'den fazla azaltıldı ve bu ilerleme, gündemin bir numaralı hedefinin ötesine geçilmesini sağladı. Ayrıca yoksulluğun azaltılması, halk sağlığı, okula kayıt, eğitimde cinsiyet eşitliği gibi birçok alanda gerçekten kayda değer ilerlemeler kaydedildi. Birçok şirket de kurumsal sosyal sorumluluk ve sürdürülebilirlik stratejilerini bu hedefler çerçevesinde şekillendirdi. 2015 Eylül’ünde, önümüzdeki 15 yıl boyunca uygulanacak Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (Sustainable Development Goals - DSG’s) açıklandı. Belirlenen yeni hedefler 2030 yılına kadar her şekilde ve her yerdeki aşırı yoksulluğu sona erdirmek, adaletsizlikleri azaltmak ve çevresel sürdürülebilirliği sağlamak amaçlarına yönelik 17 maddeyi barındırıyor.

BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ni açıklayarak başlattığı bu yeni dönem; şirketlerin başarısının artık sadece ekonomik anlamda değil, içinde bulundukları topluma ve çevreye sağladıkları faydayla orantılı olacağını ortaya koyuyor.

Günümüzde, örneğin hızlı tüketim şirketlerinden Unilever, Sürdürülebilir Yaşam Planı dahilinde Hindistan'da hayata geçirdiği Shakti projesiyle 65 bin kadına iş hayatına katılma fırsatı sundu. Şirket, bu projesiyle her yıl daha fazla kadın girişimciye ulaşmayı ve iş fırsatı sunmayı hedefliyor. Çünkü şirket, sistemin kadınları güçlendirecek şekilde değişmesi koşuluyla, ekonomik büyüme açısından büyük bir potansiyel taşıyacağını görüyor ve bu amaçla toplumsal dönüşüme öncülük ediyor. Diğer yandan Nestlé, Türkiye’de hayata geçirdiği “Fıstığımız Bol Olsun” projesiyle en önemli hammaddelerinden biri olan antepfıstığının üretiminde kalite ve verimi artırma hedefini, Güneydoğu Anadolu bölgesindeki ekonomik refaha katkı sağlayacak şekilde dönüştürüyor.

Elbette bu örnekleri daha da çoğaltmamız mümkün… Bugün dünya devi birçok şirket ekonomik değerin ötesinde ‘ortak değer yaratma’ misyonuyla sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk stratejilerini geliştirmeyi sürdürüyor.

Ülkemizde bir tür hayırseverlik gibi algılanan kurumsal sosyal sorumluluk, belki de ortak değer yaratma kavramı ve uluslararası şirketlerin bu girişimleriyle yeniden şekilleniyor. Türkiye’nin 2000’li yılların başında Global Compact inisiyatifiyle tanışmasında da bu şirketlerin ciddi payı var. Türkiye bugün, 311 imzacı kurumla dünyanın on birinci, Avrupa’nın ise altıncı en büyük ulusal ağlarından biri konumunda. Birleşmiş Milletler’in 2020 yılında ulaşmayı hedeflediği 20.000 imzacı arasında Türkiye’den daha fazla şirketin, daha fazla kurumun yer alması için çalışmalar sürüyor. Bu yeni dönem, şirketlerin en önemli amacı olan 'ekonomik büyüme' konusunda tüm paydaşlarıyla birlikte değer yaratmasına odaklanıyor. Hayata geçen bu projeler ise kurumsal sosyal sorumluluk ve sürdürülebilirlik konusunda diğer şirketler için rehber görevini üstlenmeye devam ediyor. Günümüzde internetin de yaygınlaşmasıyla birlikte haber alma kaynaklarının çeşitliliği ve hızı sayesinde tüketici giderek bilinçleniyor. Özellikle dijital dünya içinde yaşayan yeni nesil tüketiciler, hassas, dikkatli ve gerektiğinde hızla tepki verebiliyor. Hoşlanmadıkları ya da güven duymadıkları markaları sadece satın almamakla cezalandırmıyor, eyleme geçiyor, protesto ediyor, farkında olmayan insanları da bilinçlendirmeye çalışarak örgütlüyor. Bu kesim, gelişmekte olan ve gelişmiş ekonomilerde nüfusun yaklaşık yüzde 35’ini oluşturuyor. Kendini “Aspirational Tüketici” olarak tanımlayan kişiler, bir ürünü satın alma kararından vazgeçme nedenlerini sıralarken, yüzde 64’ü markanın güvenilirliği, yüzde 63’ü ürünün çevresel veya sosyal sorumluluk yönünden eksikliği ile ürünün çevresel ve sosyal faydasını görmeme kriterlerini sıralıyor. Önemli olan markaların değişime ayak uydurabilmeleri hatta değişimin ötesine geçebilmeleri.

Markalar, bunu başarabildikleri takdirde sürdürülebilirliklerini koruyabilecekler.

F.Fatma Çelenk
SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ